İçeriğe geç
Gürsoy Vakfı logosu

Nişangâhı İstanbul

Türklerde ok ve yay, güç ve hâkimiyeti simgelemektedir. Yay sabrın, ok ise itaatin sembolleridir. Selçuklu emiri Tülû Bey’in 1200’lü yıllarda yazdırdığı Hülasa fi İlm-i Remy adlı kitapta anlatılan ve Kavsnâme adlı Osmanlı okçuluk kitaplarında da aktarılan bir hikâyede okun tarihinin insanlığın tarihi ile başlatıldığını öğrenmekteyiz: “İlk oku yapan ve atan Hz. Âdem’dir (a.s). Hz. Allah, Hz. Âdem’i (a.s.) yaratıp Cennet’ten dünyaya gönderdiğinde ona tarım ve ziraat yapmayı öğretti, O da tarlalarını ekti, fakat tarlalarına kuşlar musallat olunca Hz. Allah’a şikâyette bulundu.

Cenab-ı Hakk bizzat Cebrail Aleyhisselâm’ı gönderdi ve Hz. Cebrail, Âdem Aleyhisselam’a ok ve yay yapmayı ve atmayı öğretti.” İbrahim Hakkı Konyalı’nın Arap müelliflerden Nüveyrî’nin Nihâyetü’l- Ereb, Fi Fünûnu’l-Edep adlı risâlesinden aktardığına göre Türkler, Hz. Âdem’den (a.s.) sonra ilk defa ok yapıp, atan kimsenin İsfendiyar isimli bir Türk olduğuna inanmaktaydılar. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) fiili sünneti olan okçuluk Osmanlı asırlarında kemâl noktasına ulaşmıştır.

Bir başka ifade ile yaşanılan hayatla bütünleşmiş, sadece savaşı değil; hayatın bütününü kucaklamış bir ameliye hâline dönüşmüştü.

Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u fethetmesinin hemen akabinde, bu fetihte çok önemli katkıları olan okçular bölüğü için Okmeydanı semtinde Okçular Tekkesi kurulmuş, tekkenin ihtiyaçları için de vakıflar tesis edilmişti.

Mescid, hünkâr odası, konferans salonu, müze, kitaplık, idare bölümler, soyunma alanları, kafeterya, ok atış alanı, namazgâh gibi çeşitli yapı topluluklarından oluşan Okçular Tekkesi Projesi, Dr. Mimar Sinan Genim öncülüğünde ehil ve kabiliyetli bir ekip tarafından Gürsoy Grup tarafından yeniden ihya edilerek, 29 Mayıs 2013 tarihinde dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle hizmete açılmıştır. Bu çalışmayı yâd etmek düşüncesi ile bu konuda gayret gösteren ilim adamlarımızın çalışmalarından oluşan Nişangâh-ı İstanbul adını verdiğimiz bu hatıra kitabını hazırladık.

Kitabımızdaki ilk yazı okçuluk konusunda doktora yapan genç bir bilim adamımıza, Hasan Şahintürk’e ait. Okçular Vakfı, Okçuluk Araştırmaları Enstitüsü’nde çalışmalarına devam eden Şahintürk, “Osmanlı Devri Okmeydanları ve İstanbul Okçular Tekkesi” üzerine konu ile ilgili Osmanlı arşiv vesikaları ve yazma eserlere dayalı olarak Osmanlı Okmeydanları ve okçuluk tekkelerinin genel bir değerlendirmesi yanında, özellikle Okmeydanı Tekkesi’nin ve meydanının tarihî serüvenini de anlatmaktadır.

İkinci yazı, ok ve okçuluk üzerine yaptığı ilmî çalışmalarla tanınan Dokuz Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Üyesi Doç. Dr. Erkan Göksu hocamıza ait. Erkan Göksu “Okla Yükselen Millet: Türkler” adlı yazısında, Türk milletinin tarihin ilk dönemlerinden beri okla bütünleşen hayatını ve okun Türk’ün hayatının vazgeçilmezlerinden biri olduğunu anlatarak, bize oku “hâkimiyet ve güç” sembolü haline getiren Türk milletinin zengin tarihinden örnekler sunmaktadır.

Bu yazıyı tamamlayan ve okçuluğun Osmanlı safhasını anlatan “Osmanlı Devleti Klâsik Çağ Savaşlarında Okçuları” başlıklı yazı da Okçuluk Araştırmaları Enstitüsü’ndeOsmanlı okçuluk tarihi üzerine çalışan bir başka genç arkadaşımız Barış Can beye ait. Barış Can yazısında özellikle Osmanlı okçularının klasik dönemdeki büyük meydan savaşları ve kale kuşatmalarındaki rolleri ve savaşlarda “Turan” taktiği ile birlikte kullandıkları “Tir-i Bârân” adlı saldırı taktikleri hakkında çok dikkat çekici bilgiler vermektedir.

Dördüncü yazımız olan “Evliyâ Çelebi ve Okçuluk”, Türkiye’de Evliyâ Çelebi’den söz edildiği zaman ilk akla gelen isim olan Dr.Seyit Ali Kahraman’a ait. Yıllarca Osmanlı arşivinde yöneticilik yapan, kütüphanelerden sayısız yazma ve matbu Osmanlıca eserler ile hemhâl olup, onlarca kitaba imza atan Seyit Ali bey, kendisinin neşrettiği 10 cilt, 20 kitaptan oluşan Evliyâ Çelebi Seyahatnamesi’nden bu kitap için okçularla ilgili bilgileri bizlere aktararak, bu konuda çalışma yapmakta olan ilim adamlarımıza zengin bir malzeme sunmaktadır.

Kitabımızda yer alan “İstanbul’un Ünlü Okçularının Menzil (Nişan) Taşları” başlıklı yazı konunun bir başka değerli uzmanıUşak Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümünde Türk-İslam Sanatı dersi veren Prof. Dr. Sedat Bayrakal hocamız kaleme almışlardır. Bayrakal, yazısında Okmeydanı’nın 7 mahallesine dağılmış bulunan 37 adet menzil taşını, kitabesinden şu anki durumuna varıncaya kadar tanıtmakta, bu konuda yapılan ve yapılmakta olanlar üzerinde durmaktadır. Ayrıca bu değerli araştırmada bu taşlara ok atmış ve adına menzil taşı dikilmiş Şeyh Hamdullah, Hacı Beşir Ağa, Tozkoparanİskender gibi meşhur okçuların yanında Sultan III. Selim ve Sultan II. Mahmud gibi okçulukta rekor kırmış sürpriz isimlere de rastlamaktayız.

Divan Edebiyatımızı sadece gönüllerimize değil, gençlerimizin dimağlarına da taşımayı başaran ve onun edebiyat dünyamızda yeniden dirilişine öncülük edenlerden Prof. Dr. İskender Pala hocamız, sevgilinin can incitse de sabredilen ok gibi kirpiklerinden hareketle bize “asıl ustalığın oksuz ve yaysız da hedefe isabet ettirmek olduğunu” öğreten, “Kast EdiyorTîr-i Müjen Cânıma” başlıklı çok hoş bir yazı ile kitabımıza katkıda bulunmuştur.

Hocamız, bizi “Ölüme razı ama sevgiliden hâtıra olan bir ok temreninin kalbinden çıkmasına razı olmayan” hakiki âşıkların rehberliğinde Türk edebiyat bahçesinde çok hoş ve leziz bir seyahate çıkarmaktadır.

Okçular Vakfı Okçuluk Araştırmaları Enstitüsü Araştırma Görevlisi ve Proje Koordinatörü İrfan Akça hoca, “Osmanlı Okçuluğuna Dair Yazma Eser Literatürü” başlıklı yazısında zor bir işe girişerek, yıllarını verdiği Osmanlı okçuluk tarihine ait, Umdetü’l-Mütenâzilîn, Oknâme– Risâle-i Bahtiyarzâde, Kavsnâme, Risâle-i Kavsiyye Der-Beyân-ı Tirendezân, Kâviü’r-Remy, Kânunnâme-i Rumat, Tezkire-i Rumat, Okçuluk Sicil Defteri vb. 14 ayrı yazma eserin kütüphanelerde bulunan farklı nüshaları üzerine bu konuda çalışacaklara kaynak olabilecek bir çalışma ile kitabımıza katkıda bulunmuştur.

Çok ilginç bir başka yazı da okçuluk üzerine çalışan ve bu konuda doktora yapan Okçular Vakfı Okçuluk Araştırmaları Enstitüsü Araştırma Görevlisi genç ilim insanı Şükrü Seçkin Anık tarafından yazılan “Osmanlı Kompozit Yaylarının İmali ve Âmilleri” başlıklı makaledir. Anık yazısında akçaağaç, manda boynuzu, aşil tendonu ve tutkal kullanarak yapılan çok birleşenli ve fonksiyonlu Osmanlı kompozit yayları hakkında çok ayrıntılı bilgiler vermekte ve değerlendirmeler yapmaktadır.

Kitabın netice kısmını oluşturan yazı ise Okmeydanı Tekkesi ve külliyesi üzerinde en çok emeği geçenlerden birine, projenin yapımcı ve uygulayıcısı olan Dr. Mimar Sinan Genim beye aittir. Dr. Genim, “Okçular Tekkesi’nin Hikâyesi” başlıklı yazısında tekkenin son dönem tarihini ve bu yapının başından geçen talihsizlikleri kısaca anlattıktan sonra bu eserin, Türk bürokrasisine bir dönem damga vurmuş -ne yaptığını bile bilmeyen ya da tam tersi kasıtlı olarak böyle davranan- bir zihniyetin görünen ve görünmeyen engelleri nasıl aştığını ibretlik ve belgesel tadında bir yazı ile ortaya koymaktadır.